“Hollandalıların ülkelerinin çok hoşgörülü olduğu blöfüne inanıyorum. Sadece söylediğim şu: Bu şekilde devam edin.”
Bu sözlerin sahibi Türkiye’de de tanınan İngiliz gazeteci yazar Simon Kuper(36). Yahudi asıllı Güney Afrikalı bir ailenin oğlu. Kendini profesyonel allochtoon(soydan Hollandalı olmayan) ya da dünya vatandaşı olarak nitelendiriyor. Babası 10 yıl boyunca Leiden Üniversitesinde antropoloji dersleri verdi. Kuper 1976-1986 yılları arasında Hollanda’da yaşadıktan sonra İngiltere’ye döndü.. Şu anda Paris’de ikamet ediyor. Amsterdam’daki Atlas yayınevinden çıkan Retourtjes Nederland (Hollanda’ya Gidiş Dönüşçük) adlı kitabı nedeniyle kendisiyle yapılan söyleşilere göz atmak ve kitabı okumak yaşadığımız ülkeyi değerlendirmek açısından çok yararlı.
Rejisör Theo van Gogh’un öldürülmesinden sonra Hollanda toplumu ciddi bir sarsıntı geçirdi ve hoşgörülü, demokrat imajını zedeleyen bir devre girildi. Şu anda Hollandaca Nefret, Korku ve Paranoya kelimelerini bir araya getirerek kurduğum bir terimle HAP* zamanlarını yaşamaktayız. Kendi bilim insanlarının uyarılarına göre yerli gençlik hızla radikalleşmektedir. Bunda kasıtlı olarak yaratılan ve yutturulan HAP ortamı çok etkili olmuştur.
Yazar Simon Kuper bir kısım yabancılara duyulan korkuyu ve bundan kaynaklanan tepkileri şöyle açıklıyor.
Geçen yüzyıl Hollanda’da göreceli olarak sakin geçti. Birinci Dünya savaşına bulaşmadılar, İkinci Dünya savaşı Yahudiler açısından felaket oldu, ama normal halk savaşan diğer ülke halklarına göre daha az zorluk çekti. Hollanda’da bazı ülkelerde olduğu gibi IRA, RAF, ETA, Kızıl Tugaylar cinsinden terör grupları çıkmadı. Centrumpartij bile polder modelin içinde eridi. Hollandalılar Molukların neden olduğu kısa süreli bir rahatsızlık dışında güvenlik içinde yaşamaya alıştılar. Tarihle bir çeşit tatil yaptılar yani.
Ardından Fortuyn ve Van Gogh cinayetleri meydana geldi ve Hollanda isterik bir tepki gösterdi. Bir ekstremist olan Volkert van der G. Ve Başkent Grubu(Hofstadgroep) yeni oluşumlardı. Yalnız bu cinayetlere gösterilen tepki normalin çok ötesindeydi. Hollanda’da terörizim nedeniyle bir kişi ölmüştü. Bu ne kadar üzücü olsa da yaşanan paniği
haklı gösteremezdi. İngilizler Londra metrosundaki suikasttan sonra farklı davrandılar. Onlar müslüman toplumu, suikastın tetikçileri ve kurbanlarıyla birlikte, İngiliz olarak değerlendirdiler. Rob Oudkerk’in Kut Marokkanen tanımlamasını hatırlayalım. İngiliz ileri gelenleri müslümanlarla bir anlaşma yaptı. Ateşe yakın duruyorlardı. Potansiyel teröristleri saptayan istihbarat ajanları gibi çalışabilirlerdi. Onlara yan gözle, önyargıyla değil, bir İngiliz vatandaşı gibi bakıldı.
Kuper’in Çok Kültürlülük üzerine yaklaşımı akılcılık üzerine inşa edilmiş. Önce İngiltere’de Irksal Eşitlik Komitesi’nin başkanı Trevor Phillips’in bir sözüne değiniyor. Farklı olan insanlar buraya geliyorlar. Kendileri değişiyor ve karşılaştıkları her şeyi değiştiriyorlar. Hollanda’da bu süreç yavaş çalışıyor.
Çok kültürlü bir toplum kurma iradesinden vazgeçildiğini düşünüyorum. Politikacılar sokakların duygusallığını dillendirmenin baştançıkarıcılığına kapıldılar ve göçmenleri bu alanda sınırladılar. Gelecek seçimlerde hiçbir partinin çok kültürlü toplumu programının güçlü bir parçası olarak görerek önde** gelen seçim sloganı yapacağına inanmıyorum.
Kitabın yazarı yaptığı söyleşilerdeki isterik tepkilere çok şaşırdığını her fırsatta söylüyor. ve
İşleriniz yolunda. Harika bir ülke oluşturmuşsunuz. Hollanda’da bazı şeylerin kötü gittiği fikri nedeniyle verilen tepkileri anlamakta zorluk çekiyorum. Özellikle D66 partisinden Lousewies van der Laan’da bunu çok şiddetli buldum. Zeki bir kadın, ama Hollanda’daki durumlar nedeniyle öyle öfkeliydi ki, zaman zaman Fortuyn’la konuştuğum duygusuna kapıldım.
Kuper, Fortuyn’ın Hollanda’daki sınıf farklılıklarını dile getiren ilk kimse olduğunu düşünüyor ve eğitim düzeyinin önemine değiniyor..
Çok kültürlülük sorunsalına karşı gösterilen Fortuynımsı direnç kısmen az eğitimlilerin kompleksiteye karşı olan tepkileriydi. Hollandalılar sınıf farklılığı söz konusu edildiğinde hep bunu haddini aşmak şeklinde değerlendiriler. Sanki birilerini suçlamaktasındır. İngiltere’de örneğin, bu çok normaldir; herkes bu farkların olduğunu bilir. Düzeyi düşük eğitimin neden olduğu dilsel ve mantıklı irdeleme eksikliği yüzünden bu politik görüş hakim. Bu eğitim grubu haklı değildir, popülistlik yapmaktadırlar. Örneğin George Bush konuşmalarında her şeyi basitçe formülüze ettiği için bu kesim üzerinde etkili olmaktadır. Aynı şey Fortuyn için de geçerlidir. Yumruğunu masaya vurarak bunu çözeceğim demek kolaydır, ama modern toplum bu tür düz mantıklı çözümler için çok karmaşık bir yapıya sahiptir. Bu nedenle LPF(aşırı sağcı bir parti) örneğinde gördüğümüz gibi popülistler hep hayal kırıklığı uyandırırlar. Sözünü ettiğim grubun oylarının değersiz olduğunu iddia etmiyorum. Eğitimin politik seçimde etken olduğunu vurgulamak istiyorum. Statik bir dünya görüşleri vardır.
Yazar Het Parool gazetesinde yayımlanan 4 mayıs 2006 tarihli bir söyleşisinin sonunda etnisitenin hiç önemli olmadığına değinerek dünya vatandaşlığı yanını şöyle vurguluyor.
Üç ay önce bir kızım doğdu. İsterim ki gelecekte tanıştığı bir kimsenin nereli olduğunu falan düşünmesin. Benim burada Paris’deki futbol takımım gibi. Ganalı, Çinli ya da İrlandalı oyuncular terli tişörtleriyle sahadalar. İngilizce konuşuyorlar. Etnisitenin hiç önemi yoktur. Bu Hollandalılık için de böyle olmalı. Şu anda çok sık olduğu üzere kimlik etnik olarak tanımlanmamalı. Gerçek hoşgörü hakim olmalı. Böylece göçmenlerle aralarındaki mesafe kaybolup gidecektir.
Türk yayıncılar için çevirisi yapılmaya değecek ilginç bir kitap.
Simon Kuper: Retourtjes Nederland, Uitgeverij Atlas, € 12.50.
* HAP : Haat Angst Paranoia
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.
Recent Comments