Freud - Selahattin Göktepe

Mizah Yazıları Add comments
FREUD   “Bu kim yavrucuğum?”  “429 Hüseyin Poyraz hocam.”  “Kardeşin mi sana çok benziyor.”  “Yakın arkadaşım sadece.”  “Gece beraber mi yatıyorsunuz yavrucum?”  “Yatıcaz da, babam izin vermiyor hocam.”  “Tuh Allah müstehakını… Suphi Bey’e kaydını yaptırdınız mı?”  “Yaptırmadık daha. Beni veli kabul etmiyorlar. Velisi siz olsanız hocam. Ne dersiniz?”  “Bakarız yavrucuğum. Bakarız.” Bu diyalog 1970 yılında İzmir Atatürk Lisesinin Freud lakaplı psikoloji öğretmeni Selahattin Göktepe’yle aramda geçti. Yanımda takım elbise giymiş, kravat takmış kukla bir öğrenci oturmaktaydı. Amerikalılar birçok sahnesini Türkiye’de çektikleri You can’t win them all(diğer adı:Soldiers of fortune) adlı filmde asker elbisesiyle kullanmak üzere kuklalar yaptırmışlardı. Tony Curtis, Charles Bronson’un rol aldığı film bizde Paralı Askerler adıyla gösterilmişti. Daha film vizyona girmeden setten artan malzemeler satışa çıkartılmıştı. İşte bu şekilde 20 liraya satın aldığımız yağız asker yüzlü kuklaya hocamız böyle bir tepki vermişti.  Çok ince yapılı, kısa boylu, kendi deyişiyle kırk altı kilo çeken, çoğunlukla papyon takan biriydi Selahattin Göktepe. Çok iyi piyano çalar ve piyano dersleri verirdi. Mesafeli tavırları, özenli giyimi ve duruşuyla aristokrat bir görünümü vardı.  Freud’e göre yavrucuğum… şeklinde başlayan cümleleri sık sık kurduğu için kendisine Freud adının takıldığını söylenirdi. Lakabıyla ilgili bir diğer sav daha vardır. Kendisini bir zamanlar Fred Aster’e benzetirlermiş. Freud’un Fred’ten türeme olduğu söylenirdi.  Bizim sınıfı Durum 429 adlı romanımda uzun uzun anlattım. Okul düzeninin başına belaydık. Bir ara iptal edilip onar onar diğer sınıflara dağıtılmamızın bile konuşulduğu zamanlardı. Belki de bu nedenle Freud en çok bizim sınıfı seviyordu. Canlıydık, ruhluyduk. Zevkle ders anlatırdı. Adama hiç eziyet etmezdik. Modası geçik, beyin bulandırıcı Aristo mantığını bile iyi kıvırmaktaydık. Yazılılarda sınıfı dört şerite ayırarak A,B,C,D olmak üzere dört ayrı soru demeti dağıtırdı. Böylece kimse yanındakinden feyz alamazdı. Bir defasında sekiz on kişi hummalı bir çalışmayla bizden önce yazılı olan sınıftan sembiyotik dayanışmayla elde ettiğimiz soruları hızla özet cevaplandırıp dört ayrı kağıt hazırladık. Cin gibi biri olduğu için ancak zil çalınca beliren kargaşada kağıtları değiştirebilirdik. Bir de önümüzdeki kağıtları yalan yanlış da olsa tamamen doldurmak zorunluluğu vardı. Böylesi bir yazılıda doğaçlamayla acaip komik şeyler yazmış, sonra önceden hazırlanmış kağıdı vermiştim. Başarmış ve aklına çok güvenen hocamızı faka bastırmıştık. Dokuz aldım o yazılıdan. Kopya çekme sürecine harcadığım emeğin yarısını normal ders çalışmaya harcasaydım on bile alabilirdim. O uydurma psikoloji metinlerini Çetin adlı arkadaşımız saklamış ve elden ele gezmesine neden olarak okulda bana epey nam kazandırmıştı. Sınıfa tam zamanında girer ve zil çalınca bir saniye durmadan çıkardı. Açık pencere varsa mutlaka kapattırırdı. Benim pencere açmaya çok meraklı olduğumu bildiği için oturdurduğum yerin koordinatları tutmamasına rağmen bu işi birkaç kez özellikle bana yaptırtırdığı olmuştur. “Pencereleri kapatalım yavrucuğum.” Freud’un Türkiye çapındaki karakter izine ikibinli yılların başında yerli malı bir dizide raslantıyla denk geldim. Psikoloji öğretmeninin lakabı Freud’tu. İzmir’in Alsancak semtinden İstanbul’a taşınmıştı haliyle. Ve aslı gibi papyonluydu. Konuşma şekli hiç uymuyordu yalnız. Bir yerde elini başına yaslamış bir öğrenciye şunu demeliydi mesela. “Çek elini ordan yavrucum, korkma başın düşmez.”  Nevi şahsına münhasır, entelektüel bir öğretmendi. Kendisini saygıyla anıyor ve aramızdan ayrılmışsa tanrıdan rahmetler diliyorum.                           ——————————    
Tags: , , , , , , , ,


Leave a Reply

You must be logged in to post a comment.

2010 Sadık Yemni. Bulk email software .