Hollanda’nın dünya çapındaki film insanları
Paul Verhoeven ve Rutger Hauer
5 Kasım 1975’de Amsterdam yaşamına dahil olduğumda Türk Lokumu (Turkse Fruit) filmi çekileli bir yılı geçmişti. Birkaç yıl sonra seyrettiğimde birkaç şeyin çok etkisinde kalmıştım. Bu filme kadar kimsenin tanımadığı Monique van de Ven’in dilberliği, Rutger Hauer’ın oyunculuğu ve filmin izleyiciye hitap tarzı. Paul Verhoeven diğer Hollandalı rejisörlerden çok farklıydı. Bu fark Hollanda’nın Askerleri (Soldaat van Oranje – 1977) filminde de çok açıktı.
Yıllar sonra 1987’de ABD’de Robocop’u çekti. Ardından 1990’da Gerçeğe Çağrı (Total Recall) filmi geldi. Çok başarı kazanan bu iki filmin en büyük özelliği çizgi romandan sahneye başarıyla aktarmadır. Sezeryanla falan değil, çizgi romana film ortamına doğal doğum yaptırtmak. Bunu yapabilen yönetmenlerserüven filmlerinde çok başarılı oluyorlar. Verhoeven bunlardan biridir.
1992’de Temel İçgüdü (Basic Instict) filmi Hollandalı yönetmenin Amerika kariyerindeki en üst nokta oldu. Büyük bir kasa başarısıydı, ama yönetmenine uğursuz geldiğini düşünüyorum.
1995’de Striptiz (Showgirls) filmiyle yılın en kötü filmlerine verilen Golden Raspberry Award – Razzie ödülünü kazandı. Yılın en kötü filmi ve en kötü yönetmeni ödülünü almıştı. 1980 yılında Oskar ödüllerine tepki olarak John Wilson tarafından başlatılan bu tersödülü şahsen almaya giden ilk yönetmen oldu Verhoeven. Temel İçgüdü’nün kapıyı ikinci kez çalma denemesi başarısız olmuştu.
1997’de Yıldız Gemisi Askerleri (Starship Troopers) filmini yönetti. Örneğin o sıralarda yapılan dördüncü Alien (Alien Ressurection), The Terminator, Geleceğe Dönüş(Back to the future) cinsinden filmlerle kapışması imkânsız bir yapımdı. Sönük kaldı.
2000’de Görünmeyen Tehlike (Hollow Man) filminde Verhoeven burada bence 3. milenyum hatası denebilecek cinsen bir hata yaptı ve gerilimin içine bol bol Temel İçgüdü serpiştirerek görünmez adamlı takip sahneleriyle soluk kesebilecek bir serüveni libidoya feda etti. O sıralarda yapılan Matrix, The Dark City, 13th Floor vb’yi düşünün. Filmin temposunu yavaşlattı ve görünmezlik gibi büyük bir avantajı röntgencilik ve tasallutçuluğa indirgeyerek berhava etti.
Sonra Amerika’dan Hollanda’ya döndü ve 2006’da Kara Kitap adlı bir film çekti. Filmi izledim. Hiç de fena değildi. 71 yaşındaki Paul Verhoeven dünya filmciliğinin kayda değer yönetmenlerinden biridir.
Rutger Hauer
1982 yılında Amsterdam’da bir gün otobüsle bir yere gidecektim. Otobüs kalabalık değildi. En arkada oturuyordum. Jan van Galen sokağındaki durakta ön kapıdan içeriye Rutger Hauer bindi. Arkaya doğru yürüdü. Bakışlarımdan onu tanıdığımı anlayınca gülümsedi. Bir durak sonra indim. Sonradan bunu anlattığımda eski karım inanmadı. Rutger niye otobüse binsin ki dedi. 1982 Rutger Hauer için zirve yılı. Bıçak sırtı(Blade Runner) filmi bütün dünyada gişe rekorları kırmaktaydı. Orada robotların başını canlandırmaktaydı. 1986’da Otostopçu(Hitcher) de de psikopat bir katili. Bu iki filmdeki rol tipi sonradan daha sıradan roller aldığı filmlerde bugüne kadar yinelenip durdu. Oysa 1986’da Nicholas Roeg’un Eureka adlı filminde oynamıştı. Bu az bilinen filmdeki rol çizgisi ve Robert Ludlum’ün kitabından Sam Peckinpah’ın sahneye uyarladığı The Osterman Weekend filmi ona değişik bir karakter tipleri de sunmaktaydı.
Rutger Hauer kariyeri boyunca B tipi filmlerde de rol aldığı oldu. Film çevirmemektense ne pahasına olursa olsun sette kalmak saikiyle olmalı. Ve de cukka durumları herhalde. 2005’te Sin City filminde de rol alan, Breukelen, bir ara benim köprücülük yaptığım köy doğumlu olan Rutger Hauer iyi bir karakter oyuncusudur.
———————————————
Leave a Reply
You must be logged in to post a comment.
Recent Comments