Stephen King’in düşlettiği kitlesel tekinsizliğe birinci adım

Stephen King - Denemelerim No Comments »

sk-itStephen Kingin

düşlettiği kitlesel tekinsizliğe birinci adım

The Rebel(Running) Man

Richard Bachman nam-ı diğer Stephen King’in kabuk değiştirmesi mi?

 

Kozyatağı’nda Landlord’la 2009 yazının göbeğindeki sohbetimizde Stephen King üzerine bir deneme yazmak üzerine konuşmuştuk. Sonradan bu fikri kafamda evirip çevirirken kırk kitabını okuduğum, yirmi filmini izlediğim biri üzerine yazmanın özgün bir giriş açısı gerektirdiğini gördüm. Tıpkı uzay mekiğinin dünyanın atmosferine girerken yaptığı gibi en uygun açıyı bulmak gerekecekti. Düşünürken bu işlevi yüklenmiş olan birinci bölümün eserleri toplam 300-350 milyon kopya satmış olan yazarın Richard Bachman müstear ismiyle yazdığı ilk 4 kitap olabileceği sonucuna vardım.

 

Richard Bachman adıyla yayımlanan ilk dört kitap

Rage (1977) -  Hiddet

The Long Walk (1979) – Uzun Yürüyüş

Roadwork (1981) – Ateş Yolu

The Running Man (1982) – Azrail Koşuyor

 

Yazar bu adla yazdığı kitapların esas adıyla yazdıklarından daha fazla satması üzerine Richard Bachman adıyla yazmayı bıraktı ve bu kimsenin aslında kendisi olduğunu açıkladı. Ve 1989 yılında yayımladığı The Dark Half kitabında iki kimlikli olan bir yazarı betimleyerek bu bitişi damgaladı.

 

Neden müstear isim? Neden bu eserler Mahşer, Medyum, Carie, Çağrı ve Kara Kule dizisinin ilk bölümü gibi kitapların önüne geçebilmişti? Biraz o dönemin ruhuyla da ilgili bir durum bu.

 

1977 pop müziğinde önemli bir hasat yılıdır. Dancing Queen – Abba, We Will Rock You – Queen, Hotel California – Eagles, I RobotThe Alan Parsons Project  ve daha bir çok parça o yılın damgasını taşımakta. Yazarken arka planda rock müziği dinleyen S. King bu dizinin ilk romanını o yıl yayımladı.

 

Hiddet (Rage) romanında 17 yaşındaki Charlie Decker, ebeveynleriyle sorunları olan bir gençtir. Decker, bunalım geçirdiği bir gün iki öğretmenini öldürür ve sınıfta çocukları rehin alır. Daha sonra rehin alınan çocuklar ve Charlie, birbirlerine hayatta kendilerini rahatsız eden şeyleri söyleyerek bir tür terapi yapar. Öğrenciler dürüstlükle en mahrem sırlarını arkadaşlarıyla paylaşır. Bu arada dışarıda kuşatma ve Decker’le uzlaşma çabaları sürmektedir. Altmışların mirasçısı olan yetmişlerin çocuğu Decker’a empati duymamak, hiddetinin önemli bir kısmına kapılmamak imkânsızdır. Çok özgün bir yapıttır. Benzeri çok az olan etkileyici bir öyküdür.

 

1985 yapımı The Breakfast Club filminde Hiddet öyküsünün bazı sahneleri toplumsal eleştirel dozu iyice kısılmış durumda ve tabii ki, silahlı baskın hariç karşımıza çıkacaktır.

 

Uzun Yürüyüş(The Long Walk)  Her yıl 100 delikanlının katıldığı uzun bir yürüyüştür. Uyumadan ve durmadan bir kişi kalana kadar devam eden bir ölüm maratonudur. Bu yürüyüşte kuralları ihlal edenler ve yavaşlayanlar üç ihtardan sonra konvoyu takip eden askerler tarafından vurulurlar. Sadece en sona kalabilen kişi ödülü alabilecektir. Kitaptaki deyimle hantal devlet mekanizması buna göz yumuyor, organize ediyor, halk da izliyor ve alkışlıyarak gençleri özendiriyor. Üstelik katılımcılar arasında kendi çocukları da var. Dahası muhtemel birinci üzerine ülke çapında 2 milyar dolarlık bahis dönmektedir. Öykü en sona kalarak azraille kurşun yemeden tanışan Garraty adlı genç katılımcı merkezli anlatılıyor. Harika bir teknikle yazılmıştır. S. King’in en orijinal öykülerinden biridir.

 

Koushun Takami’nin 1999’da yayımladığı, 2000’de Kinji Fukasku tarafından filme çekilen Battle Royale’ın 20 yıl önceki nüshasıdır Garraty’nin öyküsü. 1969 doğumlu Takami’nin The Long Walk adlı öyküyü okumamış olabileceğini hiç sanmıyorum. Bu çok güçlü ve özgün distopik öykünün ABD’de filme çekilmemiş olması da Japonlar için büyük bir şans olmuştur.

 

Battle Royale, Uzun yürüyüş’ün 20 yıl sonraki bir versiyonu gibidir. Mekân ABD’den(Maine) Japonya’ya taşınmıştır.Öykünün vurucu gücü hafiflemiştir. Çünkü her şey izole edilmiş bir adada olup bitmektedir ve katılım hür iradeyle yapılmamaktadır.

 

Ateş Yolu’nda (Roadwork) Barton George Dawes bütün hayatını geçirdiği, anılarla yüklü evinin gereksiz bir yol inşaatı için belediye tarafından istimlak edilmesi üzerine bir eyleme girişir ve kendini evle birlikte havaya uçurur.

 

Azrail Koşuyor’da (The Running Man) diğer kitaplara oranla en ağır distopik ortamı ve sömürüye karşı koyuşun en şiddetli halini buluruz.

 

Yıl 2023. Ben Richards işsiz, fakir, devlet ianesiyle geçinen bir gençtir. Evlidir. On sekiz aylık kızı gripten hastadır. Ona ilaç alacak paraları bile yoktur. Yağlı pizza dilimleri ve devletin dağıttığı yosun haplarıyla yaşamaktadırlar. Karısı bazen bu nedenle fahişelik yapmak zorunda kalmaktadır. Ülke çapında inanılmaz bir hava kirliliği vardır. Çok ucuza imal edilip satılabilecek burun filtreleri halkı kırıma uğratmak için ancak orta sınıfın edinebileceği fahiş bir fiyatla satılmaktadır.

 

Ben Richards kitlesel işsizlik nedeniyle iş bulabilmekten ümidini kesmiştir. Karısına ve hasta kızına daha iyi bir gelecek kurabilmek için insanların öldükleri, sakat kaldıkları televizyon programlarından birinde yer almak için başvurur. Ölmek ya da ağır yaralanmak karşılığında para kazanmak da sanıldığı kadar kolay değildir. Richards bir sürü testten geçer. İçinde bulunduğu gruptaki insanların yüzde doksanı elenir. Fizik güç, zeka, kurnazlık, refleks, mukavemet, inatçı ruh ölçümleri yapılır ve Ben Richards biraz da geçmişindeki anarşik çıkış kayıtları nedeniyle de The Running Man programı için seçilir.

 

Program yönetmeni Dan Killian, Richards’ı bürosuna çağırır. Bu özel katılımcıyı tanımak istemektedir. Ona altı yıldır süren programda şimdiye kadar hiç kimsenin sağ çıkmadığını anlatır. Bundan sonra da sağ çıkacağı sanılmamaktadır. 30 gün dayanabilirse varisleri en büyük ikramiyeyi alacaktır. Richards bir yerde elinde para bırakılacak ve sonrasında deneyimli avcılar peşine düşecektir. Bulununca iptal edilecektir haliyle.

 

Richards’ın koşusu beklenmedik gelişimlere gebedir. Kendine halktan yardımcılar bulur. Peşindeki avcıların bir kısmını öldürerek seyircilerde karmaşık duygular uyandırır. Sonra orta sınıftan bir kadını rehin alır. Onu kullanarak kendine bir uçak tahsis ettirir. Ve sonra Bedava V televizyon şirketinin tek kule şeklindeki binasına tam da Killian’la göz göze gelebilecek şekilde vurarak programı sona erdirir.

 

Kitap ağır distopik atmosferlidir. Sınıf farkları ve totalitarian sistem eleştirisi had safhadadır.   

 

Bana biraz Soylent Green filmini hatırlatıyor. Filmde yıl 2022’dir. New York’ta nüfus 40 milyonu bulmuştur. Hava kirliliği nedeniyle dünyadaki bitki örtüsü büyük ölçüde yokolmuştur. İnsanlar devletin dağıttığı planktonlardan yapıldığı söylenen Soylent Green denen tabletlerle beslenmektedir. Filmin kahramanı dedektif filmin sonunda bu tabletlerin iddia edildiği gibi planktonlardan değil, ölen insanların etinden kemiğinden yapıldığını keşfeder. Yaralıdır ve görevliler tarafından tablet yapılması için fabrikaya yollanır. Film Harry Harrison’un 1966’da (Stephen King o sıralarda 19 yaşında çok okuyan züğürt bir öğrencidir) yazdığı Make room! Make room! adlı romanından yararlanarak yapılmıştır. Harrison’un kitabında olay 1999’da geçmektedir. Filmde bu tarih 2022’ye kaydırılır.

 

King’in bu dört kitabında da sisteme karşı mücadele eden kişilerin serüvenlerini anlatır. Shining ya da Carie’deki kahramanların serüvenlerinden çok farklıdır. Daha gerçektir. Şu andaki ağır psikolojik sorunların ya da yakın geleceğin kaygı verici ekolarıdır. Karakterler çok etkili çizilmiştir. Öyküler bir anda bizi içine alıverir.

 

1987’de The Running Man beyaz perdeye aktarıldığında kitabı okuyanları şiddetli bir hayal kırıklığı beklemekteydi. 1.85 boyunda ve 75 kilogram olan verem hastalığı adayı Ben Richards’ı, 1.88 boyunda ve 115 kilo olan Arnold Schwarzenegger’in oynaması bile öykünün yeni hali üzerine fikir vermek için tek başına yeterlidir. Ağır distopik ortam, hava kirliliği, kitlesel fakirlik, inanılmaz gerçekçi totalitarian rejim tasvirleri yok olmuştur. Esas öyküden geri kalan trajikomik bir karikatürden başka bir şey değildir.

 

Yazarın öğrencilik zamanlarında kaleme aldığı öykülerdeki aksayan düzene karşı çıkan ruh zamanla eprimiş ve yerini çok dolaylı bazı göndermelere bırakarak metafiziğin ve bilimkurgusal fantazyanın labirentlerine çekilmiştir.  Stephen King kendi de züğürtken yazdığı her kuruşunun hesabını yapan karakterlerin yerini hızla öğretmen, yazar cinsinden orta sınıfa ait insanlar almıştır.

 

S. King’in, R. Bachman adıyla yazdığı Thinner (1984 – Falcı ), Regulator(1996 – Düzenleyiciler), Blaze (2007 – Yüzyılın suçlusu) bahsini ettiğimiz ilk dört kitabın yanına bile yaklaşamaz. Zaman değişmiş gelecekte yaşanıyor da olsa düzeni temelden eleştiren kitap ve filmler pek görülmez olmuştur. Artık fakirliği, rejim arızalarını, büyük şirket üçkağıtlarını ve gelir dağılımı eşitsizliğini yazan yazarlara özellikle bestseller dünyasında yer yoktur.

 

Eğer bu dört kitap onar yıl önce yazılsaydı, yetmişli yıllarda kesinlikle herbiri asıllarına çok yakın bir şekilde beyaz perdeye aktarılırdı. Zaman başka zamandır şimdi. Koşan adamlar hâlâ koşmaya devam etmekte. Kulvar değişmiştir sadece ve tabii ki, şov son gaz devam etmektedir.

                                                                                Sadık Yemni   - 2009 Amsterdam

                                                                                      

                                ———————————-

 

2011 Sadık Yemni. Bulk email software .