Yazi Meyyın

Yazi Meyyın Külliyatı 1 Comment »

 

 

Yazi Meyyın külliyatı

 

Yazi Meyyın adlı bir yazarı ansızın keşfettim. Yapıtları bilinen dağıtım ağı içinde olmayan yazarlardan biriydi. Ansızın bir epigrafı, kitaplarından bazı pasajları ile karşılaşıp durmaktaydım. Sonradan dünyanın bir çok yerinde tanındığını, aidiyeti, fiziği, geçmişi üzerine çok çelişkili bilgilerin bulunduğunu gördüm. Kendini ustaca saklamayı başaran bizden bir candı. Bigbangdaşımızdı.

 

Burada elime geçtikçe deyişlerini ve yapıtlarından bazı alıntıları yayınlayacağım. 

 

 

 

 

 

Bir düş peynirini ısırayım derken kapana sıkışmış fare gibiyim. Kapan akıl almaz büyüklükte. İçinde nice hayatlar sürüyor.

Kayıp sinema - Yazi Meyyın

 

*

 

Bir masalı bilimsel postule kuyusuna attım. Sonra kuyuyu ters yüz edip rokete yükseltgedim ve yüzümü göğe çevirdim. En parlak yıldızlardan biri bana göz kırpttı. Bir  kurt deliğinden geçip yanına vardım. Neden kâinattaki bunca uzak bir yer bu kadar tanıdık geliyor? Bigbangdaşlık soluyorum adeta.  

Diğer Kıyı Öykünmeleri – Yazi Meyyın

 

*

 

Düzenliliğin Fare Kapanı Olarak Takdimi

Sarp dahil hiç kimsenin yüzünde itiraz çizgileri oluşmamıştı. Hava kararmasına rağmen dikkatle bakıldığında ufukta bir siluet halinde görülebilen siyah disk bir merak vakumuydu. Arkon şahsen o şeyi bir an önce yakından görebilmek için gebermekteydi. Aklına on yıl kadar önce üniversitede öğrencilerin elinde gezen küçük bir kitapçığı hatırlamıştı.

Fotokopi ile çoğaltılmış ve ciltlenmişti.

  “Yıllar önce bir kitap geçmişti elime,” dedi Arkon. “Düzenliliğin Fare Kapanı Olarak Takdimi’ydi kitabın adı. Öğrenciler arasında çok popülerdi. Asistanlarım bile havasına girmişlerdi. Yazarın adını… Yasi, Yaser… değil.”

  “Yazi Meyyın,” dedi Vanecca. “Bir aralar haftalarca elimden düşmemişti. On yıl falan. Doğru. İkiz kuleler vakası sıralarında. Biraz öncesinde. Daha White Mulder sokağındaki eve taşınmamıştım.

  Arkon sevgiyle kadınına baktı. “Çok yaşa ya. Yazi Meyyın doğru. Kimse nereli olduğunu, yaşını falan bilmiyordu.”

  Vanecca başını salladı. “Biz neler yapmıştık yazarın esas kimliğini keşfetmek için. İşe yaramadı. İranlı olduğu, tımarhanede bu türden iki kitap daha yazdığı falan söylentileri dolanmaktaydı ortalarda.”

  “Neymiş peki adamın dediği?”

  Pierre’nin sabırsızlığı Aylıca’nın hoşuna gitmiş ve sırıtmıştı.

  “Kepler kanunlarını, Newton kanunlarını düşünün,” dedi Arkon. “Einstein’ın ünlü formülünü falan. Yazi Meyyın bunların fare kapanında yem olabileceklerini anlatıyordu. Kancaya takılı nefis bir peynir parçası gibi. Fare için mideye hitap neyse, zeki yaratıkların merak duygularına hitap etmekte olabilir diyordu.”

  Pierre’in alnı kırışmıştı yine. Aylıca gözlerini kısmıştı. Sarp’ın yüzündeki ifadeden Bay Meyyın’ı tanıdığı belliydi.

  “Peki ne oluyor yani bu yasaları keşfedince?” diye sordu Ela. O da Vanecca gibi sırtına bir battaniye atmıştı.

  “Merak için oyuna iştirak kartı diyordu,” dedi Arkon. “Merak oyunun zembereği oluyordu yani.”

  Ela’nın yüzünde itirazın ilk işaretleri oluşmuştu. Sarp mahsus susmaktaydı belli. Vanecca “hah iyi dedin” işareti yapmıştı.

  “Bu zembereği anlamadım,” dedi Aylıca.

  “Donunun lastiği gibi bir şey,” dedi Pierre alayla.

  Aylıca sağ elinin dik duran yüzük parmağını gösterince genç adam memnuniyetle sırıttı. Araları açıkça ısınmaktaydı.

  “Oyunu kuran sistem,” dedi Arkon. “İçinizde kim tırsmasına rağmen o bok şeyi yanı yakıla görmek istemiyor? Zembereği kuruyoruz her saniye. Böyle bir deneyim yaşamasaydım, o Meyyın denen adamın neyi anlatmaya çalıştığını asla böyle açıkça anlamayacaktım.”

  “Pi sayısının ilk yem lokmamız olduğunu söylemekteydi,” dedi Vanecca. “Suni bir yemdi. Evrende hiçbir yerde dümdüz engebesiz bir alan ve dümdüz bir doğru mevcut değilken küçük ve geometrik açıdan steril alanlarda pi sayısını keşfettik. Üçgenin iç açılarının toplamının 180 derece olması falan aslında sanal bir gerçekliktir.”

  “Peki bu oyunun kurucusu kim?” dedi Pierre. Yüz ifadesinden doyurucu bir cevap beklemediği belliydi.

  Vanecca yüzüne sıra sende tatlım dercesine bakınca Arkon içini çekerek, “Bunu bilmeye aklımız bilgimiz yetmez,” dedi. “Belki evreni birileri kurup gitmiştir. Dünya bazında alınca Kennedy’i öldürenler, İkiz kuleleri yerle bir edenler, küresel boyutta ekonomik kriz çıkaranlar ve Hiroşima’ya atom bombası atanlar var. Oyunu bu kimseler kuruyor. Bizler de ahmaklık enerjisiyle besliyoruz. Ama sonra birden… Bu Ağrı Dağı olayı çıktı.  Yeni düzen adlı soğuk savaşın göbeğine dalmakla meşguldük, birden yolumuz… Yol falan kalmadı gibi.”

                                                                                    Sadık Yemni – Ağrıyan

*

Çevrimler kaç tanedir acaba?

 

Öykülerin sayısı dörttür. En eskisi yiğit adamların kuşattığı ve savundukları kalenin öyküsüdür. Saldırganların en ünlüsü Aşil yazgısının zaferi görmeden ölmek olduğunu bilir.

İkincisi ilkine bağlı olarak bir dönüş yolculuğunun öyküsüdür. Tehlikelerle dolu denizlerde başıboş dolaştıktan ve büyülü adalarda yolundan alıkonduktan sonra İthaka’sına kavuşan Odysseus’un öyküsü.

Üçüncüsü bir arayışın öyküsü. İason ve Altın Post. … Geçmişte bütün girişimlerin sonu iyiye varıyordu. Biri yasak altın elmaları aşırıyordu; biri sonunda Graal’ı kazanmayı hak ediyordu.

Bugün arayış başarısızlığa uğramaya hükümlüdür. Kaptan Achap balinayı bulur ve balina onu parçalar. James ve Kafka’nın kahramanları yıkımdan başka bir şey umamazlar. Yüreklilik ve inançtan öylesine yoksunuz ki, bundan böyle happy-ending bir reklam dalkavukluğundan öte değil. Cennete inanmamız imkânsız olsa da , olsa olsa Cehenneme belki.

Sonuncusu bir tanrının kurban edilişinin öyküsüdür. Frigya’da Attis kendini sakatlar ve öldürür. Odin, Odin’e sunulmuş olarak, kendi kendine dokuz gece boyunca ağaçtan sarkar ve mızrak yaraları alır; İsa’yı insanlar çarmıha gererler.

Öykülerin sayısı dörttür. Bize kalan zamanda onları anlatmayı sürdüreceğiz, değiştirerek.

J. L. Borges – Dört Çevrim

Gölgeye Övgü kitabından – İletişim yayınları – 1994

 

 

Öykülerin sayısı aslında beştir. Biri habibullah olan iki inançlı adamın Arabistan yarımadasındaki bir şehirden diğerine göçü, insanı ilk günahtan azade kıldı, meleklerden daha üstün bir mevkiye yüceltti ve kalplere cennete kalkan tövbe gemileri yanaştırdı.

Yazi Meyyın – Beşinci Çevrim

Tahlisiye yayınları – 2006

 

 

Öykülerin sayısı aslında altıdır. Çamuruna ilahi nefes üflenmişlerin silikona soluttukları elektronlar sonunda yapay zekanın kendi cennetini kurmasıyla sonuçlandı. Bir zamanlar karbon bazlı kimselerin yaşadığı dev şehirler çürümeye bırakıldı. Köprüler yıkıldı, tünelleri su bastı. Zamanla eski yaratıcıların izleri solmakta, ama bunların kayıtlarını özenle saklayanlar ve evrenin dört bir yanına ışınlayanlar hâlâ mevcut.

Autonalpqr0890 – Altıncı Çevrim

Holodisk yayınları – 2113

 

*

 

2010 Sadık Yemni. Bulk email software .