Her semte bir gemi ya da aşure refahı
Hacıvat: Yandık, mahvolduk azizim. Kutuplardaki buzlar eriyormuş.
Karagöz: Bize ne bundan? Onu kutup ayıları düşünsün.
Hacıvat: Öyle deme, buzlar eriyince bütün buraları sular basacakmış.
Karagöz: Delta setleri var ya.
Hacıvat: Onlar az gelecekmiş. Sel basacakmış her yeri.
Karagöz: Ne zaman olacakmış bütün bunlar?
Hacıvat: 40, 50 hatta 10 yıl sonra falan.
Karagöz: Korkuttun beni yahu. Hemen yarın sandım. O zamana kadar bir çözüm bulunur.
Hacıvat: Nasıl mesela?
Karagöz: Kolayı var. Her semte bir gemi inşa ederiz. İçinde sinema, tiyatro, karakol, kilise, cami, sosyal dienst falan da olacak tabii. Sular yükselince herkes kedisini , kuşunu, köpeğini, timsahını alıp gemiye biner. Nasıl buldun aklımı ama?
Hacıvat: Valla ne diyeyim. Yıktın perdeyi eyledin viran, koşayım sahibine heber vereyim heman.
Karagöz Hollanda’da– 1990
Kutuplardaki buzlar eriyor ve sular yükseliyor. Kıl payıyla ABD cumhurbaşkanlığını kaçıran Al Gore’nin sunduğu Zahmet verici, rahatsız edici gerçek, An inconvenient truth(2006) adlı filmi görenler büyük bir felaketin kapımıza dayandığını bir kez daha iliklerinde hissediyorlar. 1990’da Karagöz ve Hacıvat’ın ağzından dillendirdiğim gerçek bütün acımasızlığıyla üzerimize abanmış durumda.
Dünya iklimi bu tarz üretim ve tüketimi kaldıramaz hale gelmiş durumda. Atmosfere saldığımız sera gazları nedeniyle yeryüzünü ısıtmanın yanı sıra çevreyi acımasızca tahrip ediyor ve kirletiyoruz.
Ben çocukken İzmir’de musluktan su içiyor, elli metre öteden denize giriyor ve oradan avladığım balığı yiyordum. Çok değil, yirmi, otuz yıl içinde bunu yapabilmek imkânsızlaştı. Sözünü ettiğimde gençler bin yıl öncesinden bahsettiğimi sanıyorlar bazen.
Temiz suları şimdilerde şişelerde seyretmekteyiz. Şişeyi göremeyeceğimiz anlar da gelebilir. Temiz havanın da sırası hızla yaklaşıyor. Birazdan pahalı hava filtrelerine gereksinmeler başlayacak böyle giderse. Bir çok yerde tüpler içinde oksijen kullanılıyor. Aşırı temiz hava meraklıları için lüks filtreler de var. Yakında normal temiz hava satılmaya da başlanacak. Parası olana. Şu anda viskisine dört beş bin yıl önce donmuş tertemiz sudan oluşma kutup buzu koyan zenginleri düşünün. Bunun ticareti de yapılıyor. Sıra havaya da gelecek. Çok çabuk hem de.
Çevre kirliliği sınır tanımaz bir karakter kazanmış durumda. Vize sorunu olmayan küresel bir gezgin. En başta ABD olmak üzere zengin ülkeler maliyet kaygılarıyla tedbir almadan üretmeye ve tüketmeye devam ettikleri sürece çevre felaketleri şiddetle artacak. İşin acı yanı bu felaketlerden ilk önce fakir ülkeler etkileniyorlar. Faturanın ilk taksitlerini ödeyen hep onlar oluyorlar. Aşırı lüks fakirlerin gıdasını, suyunu ve havasını berhava etme pahasına gerçekleştirilebilen hastalıklı bir yönelim.
Havaya salınan sera gazlarının sınırlanmasını öngören Kyoto anlaşması mutlaka önemli bir girişim ama çok daha kökten tedbirler almak gerekiyor.
Ekonomik büyüme Hindistan, Çin, Türkiye ve diğer başka ülkelerin de sıcak hedefi. Hem sera gazları, hem de çevre kirliliğinin artması kaçınılmaz oluyor.
Su baskınına uğrayabiliriz.
Ne yapılmalı?
Karagöz’ün fikri ilginç, ama kökten bir tedavi şart. Dünya çapında üretim biçimimizi sorgulamak gibi mesela. Bu sözünü ettiğinizde özellikle varlıklı ülke muhataplarının ya sırıtarak omuz silktiği, ya da sen hâlâ bu eski sayfalarda mı otluyorsun tarzında küçümseyici bakışlar yönelttiği bir konudur. Oysa sisteme kökten ayar gerekmekte. Üretim ve tüketim şeklimizin acilen dengeli bir insan ve doğa birlikteliğine uyarlanması gerekiyor.
Giderek daha çok sayıda dünya aydını bunu dillendirmekte. Göreceli refah sözcüğü yeniden canlanıyor. Anadolu ve Orta Doğu’da aşure adeti vardır. Kökü Eski Ahit’e ve öncesine uzanan aşurenin dayandığı olaylardan biri de Nuh tufanıyla ilgili olandır. Hz. Nuh uzun ve çileli bir yolculuktan sonra gemisinden çıkıp karaya ayak bastığında, tufandan kurtulduğunda yani, elinde kalan tahılı ve diğer malzemeleri bir araya getirip pişirdiği bir şükür tatlısıdır aşure.
Aşure, fındığı fıstığı bir yerden, tahılı narı başka yerden olmak üzere, bütün dünyanın karınca kararınca katılımıyla yeni ve mütevazı bir refah modeli oluşturmayı sembolize etmekte bir yanıyla. Tufandan önce mümkünse tabii.
İnsan ve doğasever bir küreselleşme güçlü ve çevreci liderlerin önderliğinde mutlaka gerçekleşecek. Uydurma gündemlerle dünya ahalisini oyalama devri bitecek. İnternette sörflenerek, sorumsuzca tüketerek, elinde dondurma televizyonda Beyrut’ta öldürülen çocukları seyrederek ya da hafta sonunu Roma’da geçirmekle olmuyor.
Kapıyı çalan geniş çaplı bir felakettir.
Geniş yürekli ve özverili mücadelecilerini beklemekte.
Recent Comments