Demli Konyak - Lise anıları

Mizah Yazıları No Comments »
Demli Konyak İki demli.60 kuruş.Teneffüste ödesek olmaz mı?Para peşin kırmızı meşin.   Altmış sonları. İzmir Atatürk lisesindeyiz.   Kışın bastırmasıyla derslerde gizlice çaylı konyak içmek modası başlamıştı. Önce birer kız belli bardakla sınırlı olarak başlandı. Ardından kocaman bir demlikle seri üretime geçildi. En arka sıradan servis yapılıyordu. Bardağı otuz kuruştu. İşi mümessilimiz yürütüyordu. Yatılıydı. Organize içki dümeni yatılı muhabbetiydi zaten. Bir yardımcısı vardı. Beleş içki karşılığında bardakları veriyor, alıyor ve yıkıyordu. Patronun kâr mar yaptığı yoktu. Esas amacı çay konyak içimini yaygınlaştırarak keyif ortamını yoğunlaştırmaktı. Kalp Osman bu işten kâr yapmak için bardağı yirmi kuruşa satışlara başladıysa da başarılı olamadı. Konyağı az koyuyor demi basıyordu. Helada ıkınıp durmaktan anası ağlamaktaydı milletin.  En çok gözleri iyi görmediği için biyoloji hocası katır Edibe’nin ve yumuşak huylu olan ingilizceci Meral hanımın derslerinde satış yapılmaktaydı. Kafayı iyice bulup uykuya dalanların horultuları, sarhoş sarhoş tahtaya kalkanların komik durumları dışında vukuat çıkmadı. Bazı tehlikeler atlatmarına rağmen satıcılar cürm-i meşhut durumlarında yakalanmadılar.   En komik olaylardan biri Ahmet adlı bir arkadaşımızın biyoloji dersinde  sözlüye kaldırılması sırasında yaşandı. Alkole dayanıklı olmayan Ahmet arka arkaya içtiği demli konyaklarla kafayı bulmuştu. Hoca ona paramesyumu, terliksi hayvanı sormuştu. Başladı tarih konusunda bir şeyler anlatmaya. Ne yaptığının farkında değildi. Karlofça antlaşmasının maddelerini saymaktaydı. Dersini iyi çalışmıştı. Motor gibi anlatmaktaydı.  26 Ocak 1699’da Avusturya ile imzalanan yirmi maddelik antlaşmaya göre; Bonat (Temeşvar) eyaleti bütün sancakları ile Osmanlılarda kalıyor, Erdel de dahil olmak üzere Macaristan’ın diğer yerleri, Avusturya’ya terk ediliyordu. Hırvatistan taraflarında her iki devlet ellerindeki yerleri muhafaza ediyorlardı. Bu tarafta Sava Nehri hudut kabul edildi.”  Hoca dahil herkes gülmekteydi. Bir ara ne gülüyorsunuz  ulan diye sorunca gülmeler kahkahaya dönüştü. Mümessilimiz kendi adının da karışacağı bir skandalı engellemek için hocadan izin alarak Ahmet’i dışarı çıkardı. Dersin bitmesine beş dakika falan kalmıştı zaten. İş öyle örtbas ediliverdi.   Tek bir aşırılık oldu. Onu da ingilizceci Meral hanımın anlayışı sayesinde vukuatı cezasız atlattık.   İlkokuldan beri tanıdığım akordeon çalan bir arkadaşımız kafayı bulunca arka sırada işemeye başlamıştı. Yanındaki de altta kalır mı. O da katılmış şırıldatmaya. Derse daha yeni girmiştik. Mümessil arkada içki servisiyle meşgul olduğundan yoklamayı ben yapıyordum. Meğersem sınıfımızda tahtaya doğru meyil varmış. İki köpüklü açık kahverengi sıvı sütunu birbirleriyle yarışırcasına en ön sıradan çıkıp tahtaya kadar vardı.  Örtbas edilecek gibi değildi. Müzisyen arkadaş suçu üzerine aldı. Hoca hemen temizlik yapma koşuluyla bizi müdüre teslim etmeyeceğini söyledi. Yıldırım gibi kantinden bir kova arap sabunlu su ve paspas bezi getirip o bölgeyi gıcır gıcır yaptık. İki arkadaşı hava almaya ve kahve içmeye yolladık. Okuldan atılma cezasından kıl payıyla yırtmışlardı.   Altmışlı yıllarda macun gibi yumuşak sabuna Arap sabunu denirdi. Yer temizliği ve bazen de çamaşıra katkı malzemesi olarak kullanılırdı. Bileşiminde sodyum yerine potasyum kullanılan sabunlar daha yumuşak oluyorlardı. Çok kısa bir zaman içinde arap sabunu şampuan adını alarak, kokular mokular sürünerek terfi edecek ve naçiz vücudumuzda değmedik nokta bırakmayacaktı. O yıllarda saçlarına Arap sabunu kullandığını gizli tutan kimseler sonradan gert gert gerinerek ben bu ülkenin en eski şampuancısıyım diye öğüneceklerdi.  Neyse… O günden sonra sınıf içi içki servisleri kesildi. Öğlen tatilinde içme modası başladı. Potu beş kuruştan poker salgını da yeni yeni filizlenmekteydi.  Sınıfta demlenmek rağbetin azlığı nedeniyle de kısa zamanda tarih oldu gitti.                    ———————————————  
Tags: , , , , , , , , , , ,

Vuslat 4

Mizah Yazıları No Comments »
Vuslat 4   Aya ilk kez inildiği yıl İzmir Atatürk lisesinde kimya şakalarım kadar roketlerimle de ünlenmiştim. Bunda başarılı atışlar kadar başarısız sonuçlar da etkin olmuştu.   30 Aralık günü fırlattığımız Vuslat 2 adlı roketimiz bütün zamanların en başarılı roketi olarak okulun karşısındaki kız lisesine varmıştı. Gövdesinde ısıdan külleşmiş bir mektup yapışıktı. Göklerden küllü aşk mektubu aldık diye kızlar haftalarca ağızlarına dolamış durmuşlardı.   Bu mektup işini yazarken çağrışımla Atilla İlhan’ı hatırladım. 1941 şubatında İzmir Atatürk Lisesi’nin birinci sınıfındayken liseli bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanması üzerine 16 yaşındayken tuttuklanmış ve okuldan uzaklaştırılmıştı. Üç hafta gözetim altında kalmış ve iki ay hapis yatmış. dı. Okula o sıralarda hâlâ İzmir Erkek Lisesi denmekteydi. Atatürk ismi 1942’de verilmişti.    Vuslat 3 ile bu rekoru egale edebilmeyi ummaktaydık. Aslında teknik olarak sınırımıza toslamıştık. Geçen seferki roketin başarısı bir çok irili ufaklı nedenin yanı sıra potasyum kloratlı yakıtıyla ilgiliydi. Bu defa gene ucuz olduğu için güherçileye talim etmekteydik. Aslında acele etmesek ve biraz para toplayarak potasyum klorat satın alsaydık daha iyi olacaktı, ama dayanamadık. Bizim bahçenin bir kısmını, aradaki yolu, ağaçları ve oradaki bahçenin kısmını aşacak bir rokete kalkışta biraz daha fazla hız verecek bir yakıt karışımı koymak gerekliydi. Aklıma karbonu ve kükürdü normalden biraz fazla olan kara barut karışımı yapmak geldi. Birkaç  karışım hazırlayıp test yanışı yaptım. En uygun görünenin yanışı biraz hızlıydı hâlâ, ama başka türlü o yüksek ağaçlardan engeli aşamazdık. Bomba sınırında gezindiğimizi farkındaydık. Denemek konusunda herkes hemfikirdi. Patlayan ilk roket olmayacaktı nasıl olsa.  Vuslat 3’ü öncekinde olduğu gibi ayaklı yüksek bir rampaya yerleştirdik. Patlama ihtimali nedeniyle seyirciler için yere kırmızı tebeşirle çizgi çizmiştik. Kaçabilmek için fitili uzun tutmuştum bu defa.   Sınıf mümessilimiz Eşman Zeki fitili ateşledi. Fitil yandı yandı egzos deliğine bir santim kala söndü. Eşman Alamo kalesi filmindeki David Crockett’i anımsatan kahramanlık sahnesi gibi gidip o santimi çakmağıyla tutuşturdu. Sol ayağı rampayı sarsmıştı aceleyle davranırken. Egzos gazları çıkmaya başladı. Roket azıcık yükselir gibi olurken rampa devriliverdi. Bizim roket yerde yanarak üzerimize gelmeye başladı. Kuduz bir köpekten kaçar gibi koşarken hemen arkamızda bir gümbürtü koptu. Acaip bir gri duman çıkmıştı. Spray kutusundan ciddi bir parça tesiri beklemiyordum, ama çıkan ses müthişti. Eşman iki kulağını elleriyle kapatarak diz çöktü.  Yüreğim soğumuştu o an korkudan. Sesten değil de fırlayan bir parçayla yaralandığı için öyle yaptığını sanarak perişan olmuştum. Sesten rahatsız olmuştu sadece. Neyse kulaklarında kalıcı bir arıza söz konusu olmadı.   Geçen sefer başarılı uçuş sonunda yanan mektup, bu defa yerlerde sürtünmelere ve patlamaya rağmen kısmen okunur durumdaydı. Haftalarca oraya yazdıklarımız nedeniyle diğer sınıflar tarafından alay edildik durduk.  Sübyanları kendimize güldürdük kısacası. Bu bana dert oldu. Hesap kitap, günlerce uğraşarak harika bir yakıt karışımı hazırladım. Elime duraliminyum bir gövde geçmişti. Diğerlerinden yirmi santim kadar daha uzundu. Bunun anlamı yüzde kırk daha fazla yakıt ve menzil demekti. Tabii kalkış sırasında gümlemezse. Bir arkadaşın babasına aluminyum kaynak yaptırttık. Hem tepe hem egzos ideal ölçü ve sağlamlıktaydı roket tarihimde ilk defa.   Kız okuluna da haber salınmıştı. O taraftan da seyirciler vardı. İçlerinde kimya dersi verdiğim bir kızın fena halde bittiğim ablası da vardı. Hezimet yasaktı yani.   Düdük sesiyle işaret verip Vuslat 4’ü elli beş derecelik açıyla ateşledik. Yakıt harikaydı. Roket ağaçların beş metre üstünden geçerek komşu okulun bahçesine çakıldı. Bu defa gövdesinde mektup falan yoktu. Vuslat 4’ü iri beyaz harflerle gövdeye yazmıştık. Metalin ısınmasına rağmen kurşun bazlı boya okunurluğunu sürdürmekteydi. O ana kadarki en başarı roketti, Kalkışı sırasında yerdeki kumları havalandırması, egsozundan çıkardığı ses haftalarca konuşuldu.   Kızlar da bizim gibi bilim baharatlı hırtları tanıdıkları için gururluydular. Karşılaştığımızda yeni roket var mı deyip kıkırdıyorlardı. Pantolonlarımızın içindeki yakıtı bitmez tükenmez roketleri ima eden hormonal yarı masum kız bakışlarıyla yüklü olarak cıvıl cıvıldılar.                      ————————————–
Tags: , , , , , , , , , , ,
2010 Sadık Yemni. Bulk email software .